Search

Paranın geçmişi

Çoğu çocuk gibi paranın önemli bir araç olduğunu anlamaya başladığım yaşlarda elime geçen her fırsatta aile büyüklerinden para toplamaya başlamıştım.Para biriktirdikçe insanın güven duygusunun da pekiştiğini hepimiz tatmışızdır. Para kesinlike önemlidir ama neden olduğunu pek de bilmeyiz? Ben de günün birinde paranın aslında sadece bir kağıt parçasından ibaret olduğunu anladıktan sonra paraya olan ilgimi neredeyse kaybetmiştim. Para ağaçtan toplanan bir meyve olsa sanırım daha ilginç olurdu ama sadece bir kağıt parçasıydı. Aradan yıllar geçtikten sonra ekonomi bilim ve tarihi ile barışmak durumunda kaldım, çünkü paranın tarihini bilmeden bugünkü gelişmelerini anlamam mümkün değildi.


Para insanın tasarladığı ve dönemin ihtiyaçlarına göre şekil değiştiren bir konsepttir. Bu ne demek? Örnek olarak fizik, biyoloji, kimya insan ile başlamaz. Doğanın kanunları aslında hep etkindir ve biz sadece onları keşfederiz. Doğa bilimlerinden farklı olarak para insanların değer biçtiği bir konsepttir. Para zamanla dönemin ihtiyaçlarına göre şekil değiştirmiş de olsa hep aynı amaca hizmet etmiş: alışveriş. Hızlı olarak paranın tarihine bir göz atalım. En başa dönmek gerekirse, M.Ö.10.000’lerce yıl önce alışveriş aracı somut bir obje değilken insanlar takas sistemi (barter) ile hayatlarını sürdürüyormuş. Sonuçta o zamanlar herkes üreticiymiş ve insanlar ihtiyacı olan buğday, dana, süt, kumaş, vb. takas ederek temin ediyormuş. 9000 yıl önceye geldiğimizde ise takastan farklı olarak dana, kuzu ve develer alışveriş aracı olarak kullanılmış. Bu dönemin insanlarının hayatta kalması için kendi yiyeceklerini üretmesi gerektiğini ve sürekli toprakla uğraştıklarını da unutmayalım.

M.Ö. 1200’lere geldiğimizde ise ilk defa somut bir alışveriş aracının Çin’de kullandığını görüyoruz. Yaz aylarında çoğu kız çocuğunun bileklerinde görülen deniz kabukları, tarihte en uzun süreli kullanılan para formu olmuş. Deniz kabukları Çin’den Asya, Afrika, Avrupa ve Okyanusya’ya kadar çoğu yerleşim bölgesinde kullanılmış. Ayrıca bu dönemden anladığımız kadarıyla insanlar birörnek, ortak ve değeri değişmeyen bir para konseptine ihtiyaç duymaya başlamış. Dahası deniz kabuklarının dana ve çuval buğdaya göre taşıması daha kolay, daha fazla yerde geçerliği olan ve bölünebilen bir ödeme sistemi olduğunu da göz önünde bulunduralım.

Epey sıra dışı bir örnek olan Yap Adasını da sizinle paylaşmak isterim, çünkü burası paranın az bulunurluk niteliği için de önemli bir örnek. Yap adası Pasifik Okyanusu’nun güneyinde bir ada. Hayal edebileceğimiz gibi 100 yıl öncesine kadar günümüz Batı medeniyetinde epey uzak bir yaşam süren Yap yerlileri, ödeme aracı olarak dev Rai taşlarını borç defteri olarak kullanıyormuş. Yap yerlilerinin 5 ton ağırlığındaki taşları değerli bulmasının sebebi Rai taşlarının Yap adasında bulunmayışıymış. Adalılar bu taşları 400 km uzaklıktaki başka bir adadan kayıklarla getiriyormuş. Rai taşlarını adaya getirmek çok zor olduğu için Yap yerlileri bu taşları değerli bulmuş ve alışveriş aracı olarak kabul etmiş. İnsan psikolojisi ve toplum sosyoloji hakkında çok şey söyleyen bu durumu size daha sonra hatırlatacağım. Sosyal statü ve zenginlik göstergesi olan Rai taşları şimdilerde yerini dolara bırakmış, sadece kutsal törenlerde kullanılıyorlarmış.

M.Ö. 3000 yılına geldiğimizde ilk metalik para örneklerini Mezopotamya’da görüyoruz. Spesifik olarak gümüş kullananılan dönemde, gümüşün ağırlığı paranın da değerini de belirliyormuş. Günümüze en yakın olan para konsepti ise Likyalılar tarafından kullanılan ve o dönemde çoğu medeniyette geçerliği olan madeni paralar. M.S. sonra 13. yüzyıla kadar krallıklar ve imparatorluklar tarafından kullanılan madeni paralar kolayca vergi toplamak, ekonomi oluşturmak, devlet sınırlarının dışına yayılmak ve orduya yatırım yapmak için tercih edilmiş. Bunların aynı zamanda bir güç göstergesi olduğunu, her kral ve kraliçenin kendi figürü ve ismini kullanarak para bastırdığını da ekleyelim.

M.S. sonra 13. yüzyılda kağıdı sık kullanan Çin, bir dönüm noktasında kağıt paraya geçmiş. Dönüm noktası ise kağıdın kullanımı değil Kubilay Kağan’ın para hakkındaki düşünceleri olmuş: Onun “Paranın neden üretildiğinin bir önemi yoktur, toplumun para hakkında ne düşündüğü önemlidir” demesiyle yeni bir dönem başlamış. Her ne kadar kağıt para yaygınlaşsa da aslında yaygınlaşan, banknotun üstünde yazan, miktarın altın ya da gümüşle ödeneceğine dair verilen söz olmuş. Her ne kadar yapıldığı malzeme kağıt da olsa bu dönemde paranın hala insan hızıyla hareket eden bir araç olduğunu da belirtelim. Yine de çığır açan bu düşünceyi Avrupa’ya taşıyan kişi Marco Polo olmuş. (Benim için bu dönem, bir dizide sevdiğim karakterlerin aynı bölümde buluşması gibi bir duygu içeriyor. Resmen çocuk aklımla önemini ezberlediğim çoğu şey aslında bu okumaların ardından bir anlam kazanmış gibi.)

Bu şekilde modern anlamda paranın altı özelliğinin üstünden geçmiş olduk: taşımasının kolay, dayanıklı, her yerde geçerli, bölünebilen, birörnek ve nadide olması nedeniyle değerli olması. Yazının başındaki para tanımını hatırlayalım: para, ihtiyaçlar doğrultusunda dönemlere göre değişen konsepttir. Kıtalararası seyahatlerin arttığı, insanların bilime yönelmeye başladığı ve dünyanın yuvarlak olduğunun konuşulduğu bir dönemde paranın tarihindeki ikinci dönemi karşımıza çıkıyor. Bu dönemde hırsızlara para kaptırmamak, değişen hükümdarların para toplatmalarından kaçınmak ve aynı zamanda paradan para kazanmak için insanlar paralarını altın tüccarlarına emanet etmeye başlamış. Bu da beraberinde bir devrimi getirmiş; bankalar. Aslında tamamen sosyal güven ihtiyacından ortaya çıkan bu sistem günümüz modern bankacılığın temelini oluşturmaktadır çünkü parasını teslim eden kişiler aynı zaman faizle para kazanır.

1821’de İngiltere’de kurulan Bank of England, modern anlamdaki ilk banka olmuş. Bu dönemde gümüş artık değerini yitirmiş. 1900’lerin başında 50 ülke, İngiltere’nin getirdiği Altın Standardını kabul ederek kendi para birimlerini yine kendi altın rezervlerine bağlamayı kabul etmiş. Bu değişimlerin aslında ortak bir paydada buluşma çabası olduğunu görebiliyoruz. Dünyada az ve değerli bir maden olan altın rezervine endekslenmesi bakımınından Altın Standardı çok elverişli de olsa 1. Dünya Savaşı ve Büyük Depresyon dönemlerinde ülkeler Altın Standardını bırakmak zorunda kalmış, çünkü savaş dönemlerinde altının önceliği son bulmuş. İhtiyaçların bir kez daha değiştiğini hatırlatmak istiyorum. En son sahneye Amerika Birleşik Devletleri çıkmış ve tüm para birimlerini Amerikan Doları rezervlerine göre düzenlemesini önermiş ve 44 ülke bu öneriyi kabul etmiş.

Her ne kadar dijital para dediğimizde aklımıza Bitcoin gelse de, dijitalleşmesinin ilk adımı 1844’de telgrafın bankalarda kullanılmasıyla olmuş, çünkü insanlar telgraf sayesinde bankadaki paralarının miktarlarına göre alışveriş ve ticaret yapmaya başlamış.1990’a geldiğimizde ise internet bankacılığı hayatımıza girmiş. Günümüzde dünyada el değiştiren paranın sadece %10’nun nakit para olduğu ifade edilmektedir. 90’larda her hafta bankaya gidip işlem sırası bekleyen bir nesil için dijital bankacılık çığır açan bir devrim gibi gözükse de aslında öyle değildir. Paranın ilk dönemi kabul edilen bankaların olmadığı dönemde para insan hızıyla hareket ederken, ikinci dönemde bankaların hızıyla hareket etmeye başlamış. Kendi bankacılık işlemlerimizi düşünürsek, aslında aplikasyon ya da telefon kullansak bile bankaların onay vermediği hiç bir işlem yapılmaz. Bunun yıllarca böyle olmasının mantıklı sebebleri vardır ve bunların en önemlisi güvenlik meselesidir. Günümüzde kriptografi bilimi sayesinde güvenliği sağlayabilen sistemler artık mevcuttur. Bununla birlikte paranın üçüncü dönemine girmiş oluyoruz; programlanabilen para dönemine. Yazılım sistemleri ve para birimlerini birleştiren bir dünyaya hoşgeldiniz. Ki aslında bu dijital paranın bile şimdiden 15 senelik bir tarihi var. Hatta Bitcoinden önce de bir çok dijital ödeme sistemi girişimi olmuş ama daha sonra çeşitli sebeplerden başarısız olmuşlar. Bir sonraki yazımda da detaylı bir şekilde dijital parayı anlatacağım.