Search

Blok zinciri anlamak

Kovid sebebiyle evde oturduğumuz dönemde teknolojiyle hiç olmadığı kadar yakınlaştık. Bu yakınlaşma herkesin için farklı derecelerde oldu. Kimi mutfak alışverişini telefon aplikasyonları üzerinden yapmaya başladı, kimileri de internet üzerinden dijital sanat eseri almaya başladı. Bu dönemden sonra, internetin tabanını oluşturduğu dijitalleşmeyi artık hayatımızdan ayırmamız pek mümkün gibi gözükmüyor. Bu gelişmeler ile beraber hayatımıza yeni bir tanım daha girdi: blok zincir. Her ne kadar adı Bitcoin ile beraber anılsa da, blok zincir aslında kendi başına bir çözüm. “Merkeziyetsiz Dünya” yazı dizisinde önceliğimiz blok zinciri anlamak ve uygulanabileceği diğer alanları keşfetmek olacak. Blok zinciri anlamak için öncelikle internetin tarihine bakmamız lazım. Blok zinciri anladıktan sonra, Bitcoin ve Ethereumu anlamak için paranın geçmişine göz atacağız. Şimdi ise en baştan yani internetin kısa tarihinden size bahsedeceğim.


Günümüzde internet kullanımı o kadar yaygın ki internetin nasıl çalıştığı hakkında çoğumuzun bir fikri yok. 5G sayesinde Çin’in bir şehrindeki doktor, başka bir şehirdeki hastayı internete bağlı bir robot ile ameliyat edebiliyor. Bugünleri de gördük ama internet nasıl doğdu? Adı tam internet olmasa da bir ağ üzerinden sosyal bir iletişim kurma fikrini 1962 senesinde ortaya atan kişi MIT’li J.C.R. Licklider. Notlar halinde hayal ettiği bu sisteme “Galaktik Ağ” adını vermiş. Hayal ettiği sistem günümüzün internetinden çok farklı değil. Birbirine bağlı bilgisayarlarla, ağ sayesinde, kullanıcıların hızlı bir şekilde iletişim kurduğu ve istedikleri programları istedikleri zaman kullanabildiği bir konsept hayal etmiş. Licklider öğrencilerini epey ikna etmiş olmalı çünkü ondan sonra gelen MIT’li jenerasyon bu konsepti detaylandırıp bir deney bile yapmışlar. 1965 yılında Thomas Merrill ve Lawrence G. Roberts, Kalifornia eyaletinde telefon hatları üzerinden birbiriyle konuşabilen en büyük ağı hayata geçirmiş. Bu deney sonrası bilgisayarların birbirine bağlı olmasının işlemleri zorlaştırmadığını tespit etmişler. Aradan geçen 8 yıllık araştırma ve farklı ölçeklerdeki deneyler sonucu 1972’de Bob Kahn yönetimindeki ekip “Uluslararası Bilgisayar İletişimleri Konferansı”nda (ICCC) halkın da gözlemleyebileceği bir şekilde bilgisayarlar arası ağ teknolojisini sunmuşlar. Yine 1972 yılında “elektronik postanın” tanıtımı yapılmış. (Bu konu hakkında daha fazla bilgi için “ARPANET” projesini araştırabilirsiniz.)


1970’lerin başında Amerika’daki birçok araştırma okulu “ARPANET” sistemine dahil olmuşlardı. Daha sonra daha küçük yapıdaki okulların da çalışmaya katılması için bir fon kurulmuş. 1980’lerin sonunda 25 okul bu sisteme dahildi. Bu dönemdeki internet dediğimiz yapı sadece yazıdan oluşan bir sistem olduğunu da genç okuyucularımız için hatırlatalım. 1990’lara geldiğimizde CERN’de çalışan Tim Berners-Lee interneti bir sonraki aşamaya taşıdı: “Hypertext Transfer Protocol” (HTTP). Çok detaya girmeden bu sistemin birbiriyle konuşan bilgisayarlar olarak tanımlayabiliriz. Özetle bugün Google Chrome kullanıyorsak bunu Tim Berners-Lee’ye borçluyuz. HTTP’nin altında çalışan bir sistem olan “WORLD WIDE WEB” de Tim Berners-Lee’nin eseridir. Bu sayede üniversiteler, işletmeler ve hatta sıradan insan bile bilgisayarda internete giriyordu. “WORLD WIDE WEB” konsepti aslında bir devrimdir. Bu devrim sayesinde dünyanın herhangi bir yerindeki kişi, internete ulaşımı olduğu zaman hiçbir kurum ya da kuruluşun izni olmadan internete bilgi girebiliyordu. Merkeziyetsiz dünyanın ilk adımları WWW sayesinde atıldı. Adı “NEXUS” olan ilk web tarayıcı yine Tim Berners-Lee tarafından 1993 yılında kodlandı. Aynı senelerde “internette sörf yapmak”

terimini dilimize katan kütüphaneci Jean Armour Polly’i de burada anmak isterim. Kendisi internet hakkında yazılacak çoğu akademik yazıya ilham olmuştur.

Gelişmeleri zaman çizelgesinde incelemenin bir dezavantajı sanki gelişmelerin planlı olduğu yanılsamasıdır. Aslında süreç ilerlerken problem olarak karşımıza çıkan durumlara çözüm üretirken önemli buluşlar ortaya çıkar. Bu kırılma noktalarının biri ise “TLS” ve “SSL”dir. Ne olduğunu detaylarıyla bilmesem de, o derinlik mühendislere kalsın, genel olarak interneti şifrelenmesi durumu diyebiliriz. İletişimi güvenli hale getiren sistemler sayesinde internete ödeme sistemleri eklendi ve özel bilgiler ve yazışmalar yapılmaya başlandı. Bu önemli gelişmeler kriptografi bilimi sayesinde oldu. Kriptografi aslında şifreleme demektir. 3500 yaşında olan kriptografi Mezopotamya’daki uygarlıklardan beri gizli yazışmalarda kullanılan bir teknik: Tek fark artık dijitalde kullanılması.


2000’lere geldiğimizde ise internetin epey yaygın hatta mobil telefonlarda bile rahatça kullandığımız bir sistem olduğunu biliyoruz. Bu noktada bir sonraki aşama, üçüncü bir aracıya ihtiyaç duymadan A kişisinin B kişisine para göndermesi olacaktır ama bu konuyu Bitcoin altında konuşacağız. Şimdi blok zincirin kısa tarihine gelirsek, çoğumuz blok zinciri Bitcoin ile aynı sanıyor. Aslında blok zincirin tarihi çok daha eskiye dayanıyor. 1991 yılında matematikçi Stuart Haber ve W. Scott Stornetta tarafından “zaman damgası” içeren blok zincir ile kırılması imkansız bir sistem hayal etmişler. Zaman damgası; bir elektronik verinin üretildiği, değiştirildiği, gönderildiği, alındığı, kaydedildiği zamanın tespit edilmesini sağlayan elektronik bir veri. İlk duyduğunuzda belki bir şey ifade etmese de bu sistemin fabrikalarda, devlet dairelerinde, işletmelerde vb. kullanıldığını düşünün. Evrak ile yapılan arşivlemede dosyaların kaybolması, istenmeyen kişiler tarafından okunması hatta el ile değiştirilmesi kaçınılmaz. Standart internet sistemlerinde veri uzun dönemde çok yer kaplar. İşte blok zincirin alametifarikası budur. Girilen verinin geriye dönük olarak asla değiştirilememesi ve ölçekleme sayesinde az yer kaplaması. Tabii gelişmeye açık olan konu bu verinin güvenilir kimseler tarafından girmesidir. Bu konuya da daha sonra değineceğim.


Şöyle bir özet geçersek, önce birden fazla bilgisayar birbirine bağlandı. Daha sonra dünyada internete erişimi olan herkes bu sisteme veri girişi yapabilmeye başladı. Bu veriler kullanıcılar arasında güvenli şekilde şifrelense de blok zincir sistemine kadar hala güvenlik zafiyetleri vardı. Ayrıca önceki sistemlerin hepsi bir “admin” yani yöneticiye ihtiyaç duyarken, blok zincirin bir kontrol mekanizması yoktur. Artık tam olarak merkeziyetsiz dünyaya girmiş bulunuyoruz! Çünkü Blok zincir sayesinde girilen verinin değiştirilmesi de imkansız hale geldi. Bir de üstüne girilen verinin zamanı, yeri, giren kişinin bilgileri vb. bilgilerin olduğunu düşünün. 2009 yılına kadar pek ortalarda görülmeyen blok zincir, Bitcoin ile olan entegrasyondan sonra popüler olmaya başladı. Bu konunun detaylarına bir sonraki yazılarda değineceğim…